su-logo

La Chef

Seferihisar

Lezzet

 
Maple Syrup (Akçaağaç Şurubu)

Geçen hafta sonu çok ilginç bir yolculuk yaptım; zaman yolculuğu! Evet doğru okudunuz, zaman yolculuğu. Kanada’nın özellikle Quebec eyaletinde her yıl mart ayının başından nisanın sonuna kadar pek çok kişinin aileleriyle birlikte yaptıkları bir yolculuk. Hatta okullar, öğrencilerini okul otobüsleriyle götürüyor bu yolculuğa. Nasıl mı? Tamam tamam, hemen anlatıyorum; aslında bu zaman yolculuğu Maple Syrup(Akçaağaç Şurubu) üreten çiftliklerde gerçekleşiyor.

Dünyanın Akçaağaç Şurubu ihtiyacının %80 ini Kanada karşılıyor ve bunun da % 78’i Quebec eyaletinde üretiliyor. Hasat mevsimi sayılan mart ve nisan aylarında çiftlikler kapılarını halka açarak ilkbahar kutlamalarına başlıyorlar. Soğuk ve uzun geçen kış mevsiminin sona yaklaştığının habercisi olan kutlamalar, aynı zamanda nostaljik bir havada gerçekleştiği için katılanların zamanda yolculuk yaptıkları duygusuna kapılmalarına sebep oluyor.

Asırlık ağaçların bulunduğu orman içindeki çiftliğin yakınlarında arabanızı park edip uzaklaşırken zaman yolculuğunuz başlıyor. Kısa bacaklı, kalın gövdeli atların çektiği arabalarına binip yemek salonuna doğru yola çıkıyorsunuz. Çiftlik çalışanlarının üzerlerinde 18. yüzyıl kıyafetleri var. Çocuklar sevinç ve heyecan içinde çiftlik hayvanlarıyla oynuyorlar. Yemek salonu, tahtadan yapılmış dev bir kulübe. Alçak tavanlı, küçük pencereli, kocaman ama sıcacık bir salon. Bir köşede şömine, pencerelerde dantelli perdeler, masalarda kareli örtüler ve tahta sandalyeler var.

Menu kısaca şöyle; bezelye ya da kuru fasülye çorbası, kuru fasülye yemeği, üzerine Akçaağaç Şurubu dökülmüş jambon, omlet, haşlanmış yada kızartılmış patates, Akçaağaç Şurubu ile hazırlanmış sosis, krep, pancar salatası, salatalık, küçük soğan turşusu ve tatlı olarak da gene Akçaağaç Şurubu ile yapılmış şeker tartı.

Yemek salonunun bitişiği dans pisti. Eğlencenin gelenekselliğine uygun olarak Fransız halk danslarının yapıldığı müzikler çalıyor ve yemeğini bitirenlerin büyük bir kısmı, ayakkabıların tahta tabana vurularak ses çıkartıldığı, yüksek ritimli ve neşeli danslara katılmak üzere dans salonuna geçiyorlar.

Bense “nasıl Akçaağaç Şurubu elde edilir?” turuna katılıyorum; kış ayları boyunca Akçaağaç nişasta biriktiriyor. Baharın ilk günleriyle birlikte donmuş olan toprağın erimeye başlamasıyla ağacın köklerinden aldığı su ve enzimler bu nişastayı şekere dönüştürüyor. Ağacın gövdesinde küçük bir delik açılıp, 25 – 30 cm uzunluğunda bir boru ile bu delikten şekerli su akıtılmaya başlanıyor. Ağaç bu şekilde altı ile sekiz hafta boyunca şekerli su veriyor. Elde edilen bu sıvıdan kırk litre kaynatılarak bir litre gerşek Şurup elde edilebiliyor.

Akçaağaç Şurubu, bal gibi doğal bir tatlandırıcı ve bala oranla daha yüksek oranda potasyum, magnezyum, demir, fosfor, çinko gibi mineraller ve 15 kat daha fazla kalsiyum konsantrasyonu içeriyor. Aynı zamanda içerdiği sodyumun bala oranla 10 kat daha düşük olması tuz yemeyi yasaklayan diyetlerde önemli rol oynamasına sebep oluyor.

Akçaağaç Şurubu, yıllarca doğal tatlandırıcı olarak ve en çok da krep üzerine dökülerek tüketilmiş olmasına rağmen bugün yemek sektöründe büyük yer tutuyor. Lüks restorant mutfaklarının yemek ve salata soslarında, garnitürlerinde kullanılmakla beraber, tatlı yoğurtlarda, kek ve pastalarda, şekerlemelerde, bisküvilerde, dondurmalarda, aklınıza gelebilecek her türlü endüstriyel tatlı gıda ürününde kullanılıyor.

Ben tam kendimi kaptırmışken bütün anlatılanlara, “eveet, turumuz burada bitti!” diyor çiftlikteki rehberimiz. Turumuzun sonunda bizi tatlı bir sürpriz bekliyor. Çiftliğin bahçesinde uzunca bir masa kurulmuş. Masanın üstü 10 cm kadar derin ve içi kar doldurulmuş. Masanın hemen yan tarafında kocaman bir kazanın içinde kaynatılan Akçaağaç Şurubu var. Bize birer tahta çubuk dağıtıyorlar ve karın üstüne 3-4 cm uzunluğunda şeritler olacak şekilde şurubu döküyorlar. Karın soğukluğu yüzünden hemen katılaşarak macun kıvamına gelen şurubu çubuklarımıza sararak yiyoruz. Aklıma çocukluğumda okul bahçesinde satılan renkli macunlar geliyor.

Yolculuğumun sonunda, aklımda çocukluğumdaki macunlar, damağımda Akçaağaç macununun tadı, yaprağı bu ülkenin bayrağına simge olmuş ulu ağaçların arasından geçerek evimin yolunu tutuyorum.

Mart 2006 – Ocak 2007