su-logo

La Chef

Seferihisar

Lezzet

 
Dondurmam Kaymak

Sizi bilmem ama biz çok uzun bir kış geçirdik, sonunda bahar geldi, içimiz ısınmaya başladı. Isındıkça da yaz dondurması aklımıza düştü ve tabii “Alâ çilekli dondurmam, Yok mu tadına bakan, Alâ vişneli dondurmam, Mini mini hanımlara, Sevdalı beylere, Parasını almadan tattırmam” türküsü de beraberinde. Bir zamanlar türkü söyleyerek dondurmasını satan dondurmacılar olduğunu hatırlamıyoruz artik. Sanki herzaman buz makinaları, klimalar vardı insanoğlunun hayatında.

Dondurma aklımıza düştüğü anda koşup en yakın marketten elimizin beğendiğini alırken, bir zamanlar kölelerin Roma soyluları için dağlardan buz taşıyıp dondurmaya benzemese de soğuk tatlı ve içecek hazırladıklarını düşününce elimizdeki dondurmaya daha bir kıymet veriyoruz.

Dondurma tarihi deyince en çok karşımıza çıkan hikaye; dondurmanın ilk Çin’de geliştirildiği, Marco Polo’nun bunu Çin’de öğrenip dönüşünde avrupaya getirdiği hikayesi. Büyük İskender’in, Roma imparatoru Nero’nun da buzla karıştırılmış şerbet ve nectar yemeğe düşkünlükleriyle ilgili hikayelerde en çok bilinenler arasında.

Avrupa tarihinde bilinen en önemli dondurma hikayelerinden biri İtalyan Catherine de Medici’nin Fransa kralı II. Henry ile evlenmeye gittiğinde aşçılarının dondurma bilgilerini Fransa’ya taşımış oldukları. Bir diğer ünlü hikaye de İngiltere Kralı I. Charles’ın Fransız aşçısına bu mucizevi tatlıyı yapmayı bilmesinden dolayı ömür boyu iyi hayat garantisi verdiği, fakat karşılığında bu tarifi kraliyet mutfağından dışarı çıkarmamak sözü vermesi istenmiş olması. Bugün dondurmanın geldiği yere bakılırsa aşçımızın sözünde durmakda biraz zorlandığı düşünülebilir.

Anadoluda da ‘kar helvası’ denen ilk yağan karın toplanıp pekmezle karıştırılarak yenmesi kendi tarihimizdeki dondurmanın başlangıcını oluşturuyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk zamanlarından itibaren yüksek dağlarda oluşturulan buz depolarında bekletilen kış buz ve karının yaz aylarında kar ticareti yapan “karcı”lar tarafından şehirlerde satıldığına rastlıyoruz.

Bütün karlı buzlu tatlılardan sonra, bugünkü anlamdaki dondurmanın ilk karşımıza çıkışı 17. yüzyılı buluyor. Sicilyalı Procopio süt, krema ve yumurta karışımıyla yaptığı dondurmaları Paris’in ilk Café’si olan Procope’ta satışa çıkarıyor. Kapısında kuyruklar olmuştur herhalde diye düşünüyor insan ama buna dair bir bilgi bulamadım.

Benim en büyük favorim şimdilerde bolca rastlanan dondurma ve donmuş yoğurt barları. Rengarenk dondurmaların süslediği barlar çikolata ve karamel başta olmak üzere pek çok çeşit dondurma sosu, şekerler, fındık, fıstık akla gelebilecek her türlü dekoratif tatlandırıcı ile donatılıyor. Gönlünüzce dondurmanızı kabınıza doldurup, üstüne de hayal gücünüzün ve damak tadınızın elverdiğince soslar ve çerezlerle süsleyip afiyetle yiyorsunuz. Eminim Büyük İskender, İmparator Nero ve hatta I. Charles böyle bir dondurma barından yiyebilmek için bütün servetlerini verirlerdi.

Ev tipi dondurma makinaları, kış aylarında da sıcacık olan alışveriş merkezlerindeki dondurmacılar ya da market buzluklarından aldığımız dondurmaların dört mevsim bulunur olması yüzünden artık eskisi gibi dondurma yemek için yazı beklemek zorunda kalmıyoruz ama ben kendi adıma halâ yazın çöken akşam sıcağında yemek sonrası, dondurmacıya uğranılıp plajda yapılan yürüyüş sırasında yenen dondurmanın en lezzetli olduğunu düşünüyorum.